Başka birçok ilişki gibi denizle kurduğumuz ilişki de içerisinde soluk aldığımız “semio-sphere” tarafından belirleniyor önemli ölçüde. Farkında olsak da olmasak da kafamızda çalışan ve dünyanın neliğine dair olan kabullerle yaşıyoruz. Benliğimiz de etrafımızla kurduğumuz ilişki de bu kabullere uygun şekilleniyor. Modern insanın doğaya fırlattığı bakışı düşünelim. Bir kere kendini kesinlikle ayırır doğadan. Dahası, onun için doğa, rasyonel yaratım sürecinin ereğine ulaşması için materyal sağlayan bir kaynaktır. Bu bakış insanın kendisini yok etme noktasına dek varan doğa tahribatında görülebileceği gibi “doğayı kirletmemeliyiz, onu korumalıyız” gibi günlük hayatta sık sık denk geldiğimiz irdelenmemiş pozisyonlarda da görülebilir. Benzer şekilde, yelkene ve yelkenciliğe yaklaşımımızı da belirler. Şimdiye dek denk geldiğim çoğu insan rüzgarı hasat edilmesi gereken bir kaynak, yelkenli tekneyi ise o kaynağı hasat edebilen bir araç olarak görmeye meyyal. Burada çalışan bir teleoloji var. Denizciliğe olan yaklaşımımızı ve denizde yaşadığımız/yaşayacağımız tüm karşılaşmaları belirliyor. Mesela yelken altında geçirilen zaman bir tür “ölü zaman” haline geliyor. Zira, yelken altında geçen zaman a noktasından b noktasına ulaşmak için gerekli zaman olarak alımlanıyor. Dolayısıyla “makul” olan bu sürenin mümkün olduğunca kısaltılması oluyor. Zayıf rüzgarlarda şiddetli bir motor çalıştırma isteğini ya da hedef limana varmak için sabırsızlanıldığını görüyoruz.

 

Tabii ki ne motor çalıştırmak tek başına sorun ne de limana varış için sabırsızlanmak. Dikkat çekmeye çalıştığım nokta, bu yaklaşım yüzünden kaçırılanlar: rüzgarla denizle, doğayla kurulan ve şu an tahayyül bile edemeyeceğiniz tecrübeler yaşamanıza olanak sağlayacak ilişkilenmeler; bu ilişkilenmelerde yeşerecek, dönüşecek “ben”ler… Başka bir yazıda bahsedeceğim Bernard Moitessier’i hatırlayın. Bernard’ın hikayesi, hegemon yönelimlerin/kabullerin kırılması ile oluştu.

 

Deniz kendine has bir habitat. Onun üzerinde olmak, bu özgünlüğü gözetmeyi gerektiriyor. Karadaki hayatınızda var olan reflekslerinizle tekneye adım atmanız, kaçınılmaz olarak tatsız olacak bir serüvenin başlangıcı demek.