(Bu yazı Muğlaturnusol.com sitesinde yayımlanmıştır. Link: https://www.muglaturnusol.com/yazarlar/denizden-gelen-yazilar/insan-ve-makine-uzerine-fragmanlar/136/)

 

Aşağıya bakıyorum.

 

Çöl yüzeyindeki dalgalar gibi kıvrılıyor çizgiler. Ne sonu var ne başı. Döndükçe dönüyor, birbiri ardına dalgalanıyorlar. Büküldükleri yerlerde derin vadiler oluşmuş, nasırdan kuraklaşmışlar. En derin olanlarına bakıp masallar anlatılırmış şarkta, kimsenin hatırlamadığı zamanlarda.

Beş noktadan saçaklanıyor henüz allığı yerinde bu et yumağı. Beş kere uzuyor bir yerlere. Beş kıpır kıpır solucan doğuyor. Bükülüyor, kıvrılıyorlar. Birliktelerken sıkıyor, çekiyor, itiyor, tutuyor, bırakıyor, sarsıyor ve okşuyorlar. Mütemadiyen bir şeylere eklemleniyorlar. Bir ekleniyor, bir dağılıyor sonra tekrar ekleniyorlar. Sonsuz bir asamblaj karnavalı… Ve en ilginci de kendilerinden taşıyorlar: yetmedikleri yerde yetebilmek için yaratıyorlar. Ağırı kaldırmak için, metali bükmek için, uzağa gitmek için makineler üretiyorlar.  Sonra ürettiklerine eklemlenip birlikte makine oluyorlar. Başka, daha karmaşık makineler üretmeye girişiyorlar. Kültür üretiyor kültür yıkıyorlar.

 

—–

 

Gerald Raunig “Bin Makine” adlı kitabında bize hatırlatır: Makineleri teknik birer araçtan ibaret görmek büyük yanılgı. Her biri birer bağlantı… Bağlananları ile başkalaşan bağlantılar… Dahası, kendi “semiosphere”leri olan ve bir kez var oldu mu kendi dışındakini değiştirmeye muktedir bağlantılar…

İlk kanoyu düşün mesela. O yontulmuş ağaç gövdesine binip küreği bir kez çekti mi insan, ağaca yönelen bakış aynı şeyi görebilir mi artık? Ya da denize doğru uzanan ufuk aynı anlamını koruyabilir mi? İlk yelken basıldığında direğe, rüzgar eski çehresini koruyabilir mi?

Ne yelkenlinin sınırları rüzgardan ve ucundaki halatı tutandan evvel çizilir ne de kanonunki onun içinde oturandan. İnsan ve yelkenli birbirine eklemlenmiştir. Eklemlendikçe kudretlenirler. İkisi birlikte bir makinedir: insan beden, yelkenli ise protezi…  Sezinlenemeyeni sezilir, hissedilemeyeni hissedilir kılan bir “beden-protez”…

 

—–

Etrafa bakıyorum.

 

Ford’un bandı Daidalos’un eseriymiş gibi kıvrılıyor. Her sokağa, her odaya, her meydana, her akla sızmış. Üzerinde kullanım değerini yitirmiş protezler akıyor. Her biri bir makineye bağlanmış. Kimisi otobüsü kullanıyor: düzenli aralıklarla düğmeye basıyor, kapı açılıyor, kapı kapanıyor, direksiyon, tekrar düğme, tekrar kapı, tekrar… Kimisi ise bir vincin içerisinde: kolu çekiyor, vinç iniyor, vinç kalkıyor, kol itiliyor, vinç iniyor, vinç kal… Ölü zamanı kar, sermayeyi mutlak kılan protezler…

Sermaye düzeninde beden-protez ilişkisi tersine döner. Üretim araçları beden, eller –ve bağlı olduğu insan- ise protezdir artık. Dahası bir “beden-protez” de değildir. Yaratım kudretini yitirmiştir. Asamblaj karnavalı yerini tekdüze hareketlere bırakmıştır. Her jest monotondur.

Yaşam artık ölçülebilir bir meblağdır ve sermaye için en verimli forma tıkılmıştır. Kendini mecburiyet gibi dayatan gündelik alışkanlıklarla meşgul geçer sermaye için düzenlenen günler: sermayeye göre belirlenen saatlerde uyanılır, sermaye için çalışmaya gidilir, saatlerini sermayenin belirlediği gün bitince evlere dönülür ve sermayeye göre düzenlenen uykuya yatılır tekrar, ertesi sabah sermaye için yeniden uyanılır, sermaye için çalışmaya gidi…

 

—–

 

Gözlerimi kapıyorum.

 

Bir okyanusun karnındayım. Her şey durmaksızın hareket halinde: Rüzgar hareket ediyor, okyanus hareket ediyor, bulutlar hareket ediyor, tekne hareket ediyor, ben hareket ediyor, sen hareket ediyor… Ayaklarım güvertede ıslak, ellerim halatın etrafında, saçlarım tuzlu.  Bedenim taşmış, bir “beden-protez” olarak tekne ile eklemlenmiş. Ne böyle sallanabilirdim o olmadan ne de dalgalar ile böyle bir ilişki mümkün olurdu.

Birlikte okyanusa eklemleniyoruz sonra, rüzgara, tuza…

Burada mekan bayındırlık değil, bir rahim! Bedenlerin sonsuz dansını durmaksızın doğuruyor. Dahası kendi de dans ediyor!

Burada zaman nicelik değil, hareket! Amorf jestlerle akıyor, sonsuz!

Burada beden bir araç değil. Neler olabileceğini bilmek mümkün değil!

 

Fırat