Herman Melville’in “Katip Bartleby” adlı öyküsünden geliyor Bartleby ismi. Yüceliğinin üzerinde sessizce uzlaşılmış, mutlaklığına ortak rıza gösterilen normalliğin içinde bir ucube Bartleby. Bir ucube çünkü normal olanın tanımlarına sığmıyor. Disipline edilemiyor, yönetilemiyor, ehlileşmiyor ve öngörülemiyor. Sadece bu yüzden bile, kurulu düzen için muazzam bir tehdit Bartleby.

Metin bu tehdidi derinleştiriyor elbette ve Bartleby tüm düzeni paramparça edecek o “tuhaf” dilini çınlatıyor: “I would prefer not to.”

Mevcut düzenin tüm semantik dünyası birden boşa düşüyor, sermaye evreni yıkılıyor!

Bartleby -birçok başka şeyin yanı sıra- mutlak olduğu sanılan tüm inşalarımızın, ilişki biçimlerimizin, eylemlerimizin, düşünme süreçlerimizin, duygulanımlarımızın, değerlerimizin yani topyekûn “insanlık halinin” pek tabii başka türlü de olabileceğini anlatıyor. Bize hatırlatıyor: “bir bedenin nelere muktedir olabileceğini bilemeyiz!”

Bu farklı insanlık hallerinin arayışından çıktı Sailing Bartleby. Normal olana tuhaf gelecek hatta ucube kalacak kadar farklı karşılaşmaları kolluyor.

Deniz, böylesi karşılaşmalar için çok uygun bir mekan. Zira formlarını dayatacak hiçbir iktidara tahammül etmez. Bu yüzden mevcut düzeni, onun inşa ettiği gündelik alışkanlıkları hatta jestleri ve mimikleri dahi taşıyamazsın denizin üzerindeki hayata. Tahayyülünün ötesinde “ben”lerle, “öteki”lerle karşılaştırır seni. Tahayyülünün ötesinde biçimlerde cereyan eder karşılaşmalar.

Bu yüzden Bartleby yelkenlide.

Kısa bir süreliğine de buralarda.